Bir zamanlar güzel bir kuzey şehrinde Akçaağaç adında bir ağaç yaşıyordu.
Buraya nasıl geldiğini artık hatırlamıyordu. Genellikle böyle ağaçlar için "nerede doğduysan orada işe yararsın" derler.
Akçaağaç, geniş dallarını açarak duruyordu ve etrafındaki hayatı izliyordu. Bazen serçeler yağmur ve rüzgardan korunmak için onun tepesine sığınırdı, bazen de okuldan dönen çocuklar onun yanında durup sohbet ederlerdi.
Aşık çiftler yazın onun gölgesinde hayal kurmayı severlerdi.
Akçaağaç böyle yaşıyordu. Bilinmez ne kadar zaman geçti, yanındaki evde gözleri hüzünlü, kalbi iyiliksever yaşlı bir adam oturdu. Akçaağaç onu sık sık görüyordu.
Bir gün yaşlı adam Akçaağaç'ın yanında durdu. Akçaağaç yapraklarıyla hışıldadı:
Yaşlı adam, seni uzun zamandır tanıyorum. Sen yalnızsın ve ben yalnızım. Hadi birlikte üzülelim.
Neden üzülelim? Hadi her güne sevinelim. Bak, etrafımızda ne kadar mucize var!
Gerçekten de öyle. Akçaağaç fark etmeye başladı ki Güneş özel bir şekilde parlak, sevgiyle ışıyordu. İnsanlar ağacın dallarının altına gelip iyi niyetlerini ve samimi duygularını paylaşırlardı.
Bir gün altın rengine bürünmüş sonbaharda, birinci sınıf öğrencisi küçük bir kız Akçaağaç'a yaklaştı. Sevinçle onun renkli yapraklarını güzel bir buket haline getirdi, sevgiyle okşadı ve koşarak gitti.
"Dede, bak! Bunlar benim arkadaşlarım! Gerçek ve güzel!" diye kız, dede'ye kapının eşiğinden bağırdı. Yaşlı adamın önünde eşsiz güzellikteki yapraklar bir yelpaze gibi açıldı.
"İyi bir Akçaağaç. Ondan ne kadar iyilik geliyor" diye düşündü yaşlı adam.
Ertesi gün Akçaağaç kesildi. Ve yaşlı adamın kalbinde bir boşluk oluştu. Serçeler artık o kadar cıvıl cıvıl ötmüyorlardı, güneş de ısıtmayı bırakmıştı.
Kış geldi, soğuk, dondurucu, Yılbaşı havai fişekleriyle dolu.
Yaşlı adam onu açık bir kalp ve sessiz bir hüzünle geçirdi.
Kış geçti ve yerine pembe bahar geldi.
Mayıs güneşi etrafındaki hayatı nazikçe ısıtıyordu. Her yerde ısı uyanıyordu.
Bir gün kız torunı açık kapıdan yaşlı adamın yanına koşarak girdi: "Dede, akçaağaç kütüğünden dallar ve yapraklar çıktı. Mucize! Gerçek bir mucize!".
Yaşlı adam gülümsedi ve dünya ona iyi bir gülümsemeyle karşılık verdi. Yine her güne sevinme zamanı gelmişti.