Nerede ve ne zaman olduğu bilinmez, ama şehrimizde bir efsane dolaşırmış. Anlatılanlara göre, ormanlarda gerçek bir geyik gezinirmiş. Ama sıradan bir geyik değilmiş. Akrabalarından farklı olarak, bu geyik gittiği her yere altın bir iz bırakırmış. Bütün avcılar, geyiğin içinin saf altınla dolu olduğuna inanırmış.
Söylenenlere göre, açgözlülüğü yüzünden cezalandırılmış bir delikanlıymış. Bir büyücünün son şeyini çalmış, altın asasını kaçırmış. Bunun için de en ağır yükle cezalandırılmış: kötü büyücü onu bir geyiğe dönüştürmüş ve karnını en sevdiği altın paralarla doldurmuş.
Bunun gerçek mi yoksa halk masalı mı olduğu bilinmez, ama gerçek şuydu: hızlı ayaklı geyik nerede koşarsa koşsun, her yerde altın kalırmış. Bu yüzden onu yakalamak ve değerli metali elde etmek her avcının onur meselesi olmuş.
Mehmet de bu işin dışında kalmamış. Kasabanın en iyi avcısı sayılırmış: hangi avı göstersen, hepsini vururmuş. Onun sayesinde çevik tavşanlar ve hızlı kuşlar avlanmış. Ama bütün bunlara rağmen, o avcı adaletliymiş. Mehmet yaralı hayvanlara asla dokunmazmış. Sadece insanlara zarar veren hayvanlara avlanırmış: tarlalardan lahana çalan, ekinleri yok eden hayvanlara.
Ama böyle bir ayartmaya karşı koyamamış - gerçek bir altın geyiği vurmak. Fazla düşünmeden tüfeğini omzuna almış ve ormana gitmiş. Geyiği hemen bulamamış, birkaç saat çalılıkta dolaşmak zorunda kalmış. Ama sonunda bir açıklığa çıkmış ve bak sen - orada bir geyik oturuyormuş.
Mehmet tüfeğini omzuna kaldırmış, ama aniden durmuş. Geyik ona doğru başını çevirmiş, ama kıpırdamamış - sadece donup kalmış ve sanki ağlamış. Öyle keskin, öyle insanca...
O zaman avcı geyiğin bacağının gerçekten altınla kaplı olduğunu fark etmiş. Tüfeğini yavaşça yan taraftaki kütüğe koymuş, sanki "bak, sana bir şey yapmayacağım" der gibi, hayvana yaklaşmış ve ne olduğunu anlamış.
Hayvanın bacağı yaralıymış ve oradan kan akmıyormuş - saf altın akıyormuş. Bacağa dokunmayı denemiş, geyik daha da şiddetli ağlamış. Avcı başını kaşımış, biraz düşünmüş ve şöyle demiş:
Korkma, sana yardım edeceğim, öyle olsun.
Açıklıktan şifalı bir ot koparmış, kendi giysisinden bir parça yırtmış ve hayvanın bacağını sarmış.
Yakında iyileşir. Haydi koş. Bir daha karşıma çıkma.
Ayağını yere vurmuş.
Tabii ki evde Mehmet'e kimse inanmamış. Şehirde hayvanı yakalayamadığını söylemişler. Biraz dedikodu yapmışlar - ve unutmuşlar. Ama söylenenlere göre, kendi eşiğinde bir altın dağı bulmuş. Bu gerçek mi? Artık kimse bilemez.